Uludere'de 35 vatandaşımızın bir istihbarat hatası nedeni ile öldürüldüğü biliniyor. Ancak, bu istihbaratın kimler ve kim tarafından verildiği açıklanmıyor. Aslına bakılacak olursa, hükümet olanların bunu açıklaması ve özür dilemesi gerekiyor. Ölenlerin yakınlarına verilecek olan tazminatların bu olayı kapatılmaması gerektiği görüşündeyiz. Bu konu öyle görünüyor ki daha çok tartışılacak. Ancak, biz olayı başka bir pencereden değerlendirmek istiyoruz.
Uludere'deki olay, bize çok önemli dersler de vermiştir. Yanlışlıkla öldürülen vatandaşlarımızın sınır ticareti, yani kaçakçılık yaptıkları açıklandı. Devletin de bu kaçakçılığa göz yumduğu gerçeğini gördük. Buradaki önemli nokta, demek ki, buradaki vatandaşlarımızın yapacakları bir işe sahip olmamalarıdır.
DEVLET KUIÇAKLAYICI OLABİLMELİ
Bölgeyi çok iyi bilenlerin bu konudaki görüşlerini yansıtalım:
" Devlet, burada vatandaşlarını koruyamıyor. Çocuklar ya dağa çıkmak, PKK'ya katılmak zorunda kalıyor, ya da kaçakçılık yolunu seçiyor. Eğer bir iş ortamı olsa, buradaki insanlar korunsa devlet bunları kucaklayabilse bunların hiçbiri olmaz."
İşte, çok önemli bir sosyal yara, Uludere'de yaşanan bir facia ile yeniden gözler önüne serildi. Eğer devlet, sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirmiş olsa, böyle bir facia yaşanabilir miydi? Konuya biraz da bu pencereden bakmak ve değerlendirmek gerekmiyor mu? İşsizliği önleyemiyorsanız, sosyal gelir eşitliği sağlayamıyorsanız, yasa dışı kaçakçılığa göz yumuyorsanız gelişmişlikten, zenginlikten, eşitlikten söz edemezsiniz.
YA PKK'LI OLACAKSIN YA DA KAÇAKÇI
Sadece Uludere değil, bölgenin tamamına baktığımızda tabloda değişiklik olmadığını da görebiliyoruz. Bölgede mazot, sigara ve benzeri kaçakçılığın yapıldığı, birçok ailenin gelirini bu yollarla elde ettiğini de biliyoruz. Bütün bunlar bilindiği halde önlemlerin alınmaması, işsizliğin çözülmemesi, sosyal yapının pekiştirilmemesi önemli değil midir?
Kaldı ki, yapılan araştırmalarda yapılan bu kaçakçılıktan PKK'ya çok büyük parasal kaynaklar aktarıldığı da biliniyor. Kaçakçılığın önemli bir bölümünün PKK ve yandaşlarınca da gerçekleştirildiği de bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Bu anlayış içinde terörle mücadelede ne kadar mesafe alınabilir? Başarı oranı ne olur? Uludere'de yaşanan facia işte bu önemli konuyu gündeme getirmiştir, bunun üzerinde durulması gerekir.
Şimdi, önemli bir konu da yıllardır mücadele edildiği söylenen kaçakçılık konusunun bugüne kadar önlenememiş olmasıdır. Peki, devlet isterse bunu önleyemez mi? Elbette ki önleyebilir. Bir de çok hassas olarak görülen bir operasyon bölgesinin kaçakçılık yolu haline getirilmiş olması da ayrıca düşünülmesi ve üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir başka konudur.
SOSYAL DENGEYİ SAĞLAYABİLMEK
Bölgeye yatırım yapılmaması, genç nüfusun yoğunluğuna karşılık hiçbir önlemin alınmaması, işsizliğin giderilememesi, yaşanan ve daha da yaşanabilecek faciaların ana nedeni olarak değerlendirildiğinde, çözümün nasıl üretilebileceğini de bize gösterebilir. Her ne kadar Uludere'deki olayı bir istihbarat hatası, çok büyük bir yanlışlık olarak görüyorsak da, bunun ışığı altında görmemiz gereken çok daha önemli konular ve yönler bulunuyor.
İş ve aşk sıkıntısı var. Geçim sıkıntısı had safhalarda bulunuyor. Bu da hiç kuşkusuz terör örgütünün işine yarıyor. Aslında, bu sorunların çözülememesi, PKK'nın güçlenmesi için gerekli ortamları yaratıyor. İşsiz, aşsız, geçim sıkıntısı içindeki bu gençler çok çabuk kandırılıp, dağlara çıkartılabiliyor. Bu oyun 30 yıldır oynanıyor. Öncelikle hükümet olanların bunu çözmesi gerekir. Biz,bu nedenle Uludere olayının çok başka yönlerden de değerlendirilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzu vurgulamak istiyoruz.