Selim “Selime”den gelir. İslâm kelimesiyle aynı köktendir. Lügat ma’nâsı itibariyle kalb-i selim, hastalıksız ve arızasız kalb demektir. Daha has ma’nada ise o, İslâm’dan başka herşeye kapalı olan kalbdir.
Kalb-i selim sahibi olmak, Kur’an’da bir mü’min adına ortaya konan vasıfları yaşamaktır. Bu tarif umumidir ve herşeyi içine alır mahiyettedir. Hz. Aişe validemize sorarlar: “Allah Rasûlü’nün ahlakı nasıldı?” Cevap verir: “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz?” “Okuyoruz”, derler. Ve sözüne devam eder: “O’nun ahlakı Kur’an’dı.”
Evet, Kur’an, evvelâ Ra-sûlullah (a.s.) e ve mslümanlara kendi hayatını ona göre düzenlesin, tanzim etsin diye indirilmiş bir kitaptır.
Allahû Tealâ ruhun hasletlerini "fazıletler" adı altında monte etmiştir ki, o fazıletlerin sahibi olan kalp, Kur’ân-i Kerim’de "selim kalp" olarak adlandırılıyor.
Bismillah;
"Yevme lâ yenfa’u mâlün ve lâ benûn illâ men etallahe bikalbin seliym."
''Kiyâmetgünü insanlarin mallari ve çocuklari onlara fayda vermez.
Ancak Rabbine selim bir kalple gelenler müstesna.''Suara-88,89
O halde Allah katında İnsanların malları, evlâtları, dünya
ziynetidir, bir değer ifade etmez. Ama Allahû Tealâ’nın
emirleri doğrultusunda o kişi Nefs-i Emmare’deyken (kalbi
hastalıklı veya mühürlüyken) o mühürlü olan kalbini, selim
bir kalp noktasına ulastırmısşa, işte o Allah’ın bir
sevgilisi dır Bütün Ümmet-i Muhammed , Müslümanlar
düşüncelerini, tasavvurlarını hayat ve ahlâkını ona göre
tanzim etmesi temiz kalplı olduğunu ifade eder
Kalbi selim (temiz kalb.) Daha ziyade insanlara zarar veren şeylerden salim (temiz) olan kalb olarak düşünürüz .Çünkü bir hadisde “El-Müslimu, men selimel müslimûne min lisânihi ve yedihi” “Müslüman, müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kişidir.” buyurulmaktadır. Bu biraz hususi, fakat neffis bir tariftir. Müslüman, eliyle ve diliyle kimseye zarar vermeyecektir.
Kalbi selim kişi dalalet ve sapıklık karşısında iki büklümdür ve ızdırap içinde kıvranmaktadır. Bunun böyle olması gayet tabii ve fıtridir. yakın çevresine karşı bir sevgi ve alâka vardır. Hele bu çevre daraldıkça sevgi ve alâka daha bir artmaktadır.
Hiçbir sâlih Müslüman; kimseyi sapıklık içinde görmek istemez, istemek bir yana, Herşeyden çok üzer. Hele bu Hz.İbrahim gibi şefkatin doruk noktasında bir peygamber ise; Onun ızdırabı herkesten fazla olur.